|
Kemal BÜLBÜL : Başbakan Ne Yapmak İstiyor? |
|
Başbakan Ne Yapmak İstiyor? Başbakan dünkü (15.05.2012) grup konuşmasında kullandığı ötekileştirici şiddet ve nefret dili Alevileri, Ermenileri ve Kürtleri rencide etmiştir. Başbakanın inkarcı, tekçi ve şiddet içeren üslubu Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmeyeceğinin göstergesidir. 12 Eylül 2010 “Anayasa Referandumu” iktidar, muhalefet ikileminde yapılan kısır ve düzeysiz tartışmadan öteye gidemedi. İktidar/Muhalefet çatışmasından doğan “Evet/Hayır” sendromu Türkiye için demokrasi, toplumsal barış ve özgürlüklerin önünü açamadı. Zira iktidarın “Statükoyu yıkacağım” muhalefetin ise “Sahip çıkacağım” tavrı hastalıklı iktidar ve muhalefet anlayışını pekiştirdi. Tanzimat, İttihat ve Cumhuriyet tarihi boyunca “Çatışıyor” görünen iktidar ve muhalefet geleneği bu tutumları ile birbirlerini besledi. Dolayısıyla iktidar ve muhalefet yaşadıkları için sorumlu arıyorlarsa kendileridir. Cumhuriyet tarihi boyunca “Dinci/Laik, gerici/ilerici, şeriatçı/demokrat, irticacı/çağdaş” tartışmaları Türkiye toplumuna büyük acılar yaşatırken iktidar ve muhalefet “Devlet denizinde” gemisini yüzdürmeye devam etti. Biz “Ötekileri” tahterevallinin dayanak noktası yapan iktidar ve muhalefet eğlenceli oyununa devam ederken bizler çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı Türkiye gerçeğinden, dolayısıyla hak ve özgürlüklerimizden yoksun durumdayız. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Çocuklar kuran kurslarına emanet: 900 özel kuran kursu açılacak! |
Milli Eğitim Bakanlığı özel Kuran kursları açılması için Hayrat Vakfı ile anlaştı. Hayrat Vakfı 900 Kuran kursu açacak ve denetimleri Diyanet değil MEB yapacak. Ayrıca vakfın açtığı kurslarda, Osmanlıca öğretilecek ve ücret alınmayacak. Eğitimde gericileşmeye dönük adımlar 4+4+4 ile atılırken bir yandan da kuran kurslarının sayısı arttırılmaya devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı özel Kuran kursları açılması için Hayrat Vakfı ile anlaştı. 900 kurs açacak vakfı MEB denetleyebilecek. |
|
Devamını oku...
|
|
|
PSAKD : Ana Gibi Yar Olmaz... |
|
Ana Gibi Yar Olmaz…
Yarimiz, yarenimiz varımız, yoğumuz, azımız, çoğumuz… Tenimize can, dilimize ses veren analarımız… Yolumuzu ışıtan, ayağımızı yürüten, belimizi doğrultan, canımız cananımız…
Fukaralığa inat, yapan yaratan, yoksulluktan ekmek, yalnızlıktan yemek yapan aşımızın ve aşkımızın kaynağı, canların canı analarımız.
Her derde derman, çaresizliğe çözüm… analarımız.
Fatma Ananın sırdaşı, Şahı Merdan Ali’nin yoldaşı, Şah Hüseyni Kerbelanın haldaşı, 72 masumun anası… Hallacı Mansur’un teninden Nesimi’nin derisinden sızan her damlayı yüreğinde kızıl bir gülistana çeviren uluların, velilerin menzili analarımız. Acıların sonsuzluğunu yüreğinin deryasında eriten ermişlerin kitabı, aşkın etabı analarımız. Serçeşmemiz Hacıbektaş’la Kadıncık anamız, Pirimiz Pir Sultan Abdal ile Ballı Han anamız; edepte turap misali mütevazı, yaşamda toprak misali yoğuran, doğuran, üreten, var eden, büyüten, yürüten analarımız… Aman dileyene Medet eyleyen, iman dileyene rahmet eyleyen, Xızır donunda, pir aşkına carımıza yetişen analarımız… |
|
Devamını oku...
|
|
|

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e, Meclis'te cemevinin açılması için başvurdu. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e,cemevi konusunda yaptığı yazılı başvuruda şöyle dedi: "Meclisimizde 550 milletvekili, binlerce danışman, sekreter ve çeşitli statülerde çalışan personel görev yapmaktadır. Başta milletvekilleri olmak üzere tüm insanların inanç hakkı ve özgürlüğünün tesisi açısından Alevi inancına sahip kişilerin ibadetini yapabilmesi için bir cemevine ihtiyaç vardır. Meclis bünyesinde öncelikle bir yer tesisi ve ardından cemevinin hizmete açılması için gerekli işlemlerin başlatılmasını saygılarımla arz ederim."
Öte yandan Aygün'ün basın açıklamasında, "Dersim CHP Milletvekili Hüseyin Aygün'ün TBMM bünyesinde cemevi açımasına ilişkin yapmış olduğu yazılı başvuru" ifadesi dikkat çekti.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
ABF Olağan Genel Kurulu 27 Mayıs'ta yapılıyor |
|
Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı kurumların Genel Kurullarını tamamlamalarının ardından gözler, Alevilerin en üst çatı örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Genel kuruluna çevrildi.
ABF’ nin Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri gibi çok üyeli dernekleri başta olmak üzere 33 üye derneği bulunuyor. 2002 yılında kurulan Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Genel Kurulu 27 Mayıs 2012 Pazar günü saat 10:00’da Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ali Doğan Toplantı Salonu’nda toplanacak. Genel Kurul da ABF’nin yeni yönetim, denetim ve disiplin kurulları ile genel başkanı seçim yoluyla belirlenecek. ABF’nin Olağan Genel Kurulu’na ortak bir liste ile gideceği tahmin ediliyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Devrimin O Tarafı Bu Tarafı Olmaz |
Yakalanıp "dalga geçilmek için" bakanın karşısına getirilen Deniz Gezmiş'e bakan sorar: "Nereye gidiyordunuz?". Deniz'in yanıtı tek kelimedir: "Devrime". Alaycı bir küçümseme takınan bakan, haritada Sivas'ı göstererek, "Devrim buralarda mı?" diye sorar. Deniz'in yanıtı yine nettir: "Devrimin o tarafı bu tarafı olmaz. Her yerden gelir." UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ. UNUTMAK, İHANETTİR.. Deniz Gezmiş'in yargılanmasına 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında ve Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü sona erdi. Deniz Gezmiş ve arkadaşları THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle idam cezasına çarptırıldı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Alevilerin yüzde 79u zorunlu din dersinden memnun mu? |
|
Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Prof. Dr. İrfan Aycan’a göre, Alevilerin yüzde 79’u “zorunlu din dersinden” memnun. Konuya ilişkin soL’a konuşan PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül, Aycan’ın belirttiği araştırmanın hayal ürünü olduğunu söylerken, bu tarz yaklaşımların açık bir faşizm olduğunu söyledi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
PSAKD: 4 Mayıs 1937 Dersim Soykırımının Fiilen Başladığı Tarihtir! |
|
14 Haziran 1934 “İskan Kanunu” ve 25 Aralık 1935 “Tunceli Kanunu” “Tedip, Tenkil, Tehcir” demektir. “Tedip, Tenkil, Tehcir” ise jenosid/Soykırım demektir. 1921 Yılında Koçgiri’de Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa gibi ırkçı, faşist katilleri soykırımda kullanan zihniyet Alevi/Kızılbaş toplumunun “Kökünü kazıma” düşüncesini Osmanlı’dan devralmıştı. Osmanlı’da “Şeyhül İslam” kurumunun verdiği “Katli vaciptir” fetvalarını Cumhuriyet döneminde “Diyanet İşleri Başkanlığı” üslendi. Bizans, Selçuklu, Osmanlı döneminde Alevilere karşı yürütülen sistematik soykırım politikası Cumhuriyet döneminde aralıksız devam etti. Cumhuriyet döneminde “Aleviler özgür ve eşit yurttaş” olmadılar. Alevilik inancı 30 Kasım 1925 Tarihinde kabul edilen “Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması Kanunu” ile Alevi inancı yasaklanmıştır. Bu kanundan dolayı Alevilik inancı 87 yıldır Türkiye’de yasaklıdır.
Cumhuriyeti “Tek millet, tek dil, tek din” üzerine kuran inkarcı zihniyet Alevi inancını ve Alevi toplumunu “ortadan kaldırmak” için bildiği bütün yöntemleri kullandı. Koçgiri katliamı ile yetinmeyen soykırımcı zihniyet yetiştirdiği “Kadın pilotu” Kürt Alevilerin “Kökünü kazımak” için kullandı! Havadan bomba ve ateş yağdıran Sabiha Gökçen Alevilere yaşam hakkı tanımadı. Dersim soykırımı için hatıra olarak “Övünç madalyası” yaptıran zihniyet katil pilotun adını Türkiye’nin en büyük hava limanlarından birine vermeyi ihmal etmedi! |
|
Devamını oku...
|
|
|
Taksim meydanı kızıldır kızıl kalacak |
|
Başta İstanbul olmak üzere işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs 2012 onlarca şehirde ve beldede güçlü bir şekilde kutlandı. Özellikle İstanbul Taksim meydanındaki kutlamalar, büyük bir katliamın yaşandığı 1 Mayıs 1977 mitingi de dâhil olmak üzere en görkemli olanıydı.
1977’den sonra baskıcı, yasakçı hükümetler Taksim meydanında her türlü ırkçı, şöven, polisiye, sportif, yoz kültürün sergilendiği müzikli gösterileri de içeren birçok gösteriye izin vermesine rağmen sadece emekçilerin bayram kutlamasına izin vermiyorlardı. Ancak işçi sınıfı ve özellikle de sol, sosyalist, devrimci yapıların kararlı, dirençli mücadelesi sonucu Taksim ile ilgili tüm yasaklar ve engeller 1 Mayıs 2009 günü yerle bir edildi. Taksim yeniden emekçiler, ezilenler ve tüm farklı muhalif kimlikler tarafından kazanıldı. 2009 1 Mayısında anlaşıldı ki, 1 Mayıs Taksim Meydanı(*) geçmişte de kızıldı, bundan sonra da kızıl kalacaktır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Din Öğretimi Genel Müdürü İnkarcılığa ve Asimilasyona Hizmet Ediyor! |
|
Basına ve Kamuoyuna “Din Öğretimi Genel Müdürü” İnkarcılığa ve Asimilasyona Hizmet Ediyor! “Din Öğretimi Genel Müdürü” haddini aşan bir açıklama yapmış. “Bu gün Alevi vatandaşlarımızın büyük bir kısmı kendilerini İslam dairesinde görüyor.” Bu söz ve söylem devletin geleneksel inkarcı, asimilasyoncu ağzıdır. AKP Hükümetinin memuru olan “Genel Müdür” haddini aşarak Aleviliği tanımlamaya çalışıyor. Şunu açık ve net bir şekilde vurgulamak gerekir ki; ne AKP Hükümetinin bakanları, bürokratları ve memurları ne de herhangi bir devlet görevlisi Alevilik tanımı yapamaz. Aleviliğin bu zihniyet tarafında tanımlanmaya ihtiyacı yoktur. Günümüz Türkiye’sinin ihtiyacı laiklik ve demokrasidir. Laik/Demokratik Türkiye inkar ve asimilasyonun, tehdit ve nefret dilinin kullanıldığı bir ortamda sağlanamaz. Başta Sayın Başbakan ve Bakanları olmak üzere AKP bürokratları inkar, nefret ve şiddet dili kullanıyorlar. “Yapılan ankette Alevi vatandaşlarımızın %79’unun din dersinden memnun olduğunu belirledik.” Bu cümle “Genel Müdüre” ait. AKP Hükümeti ve Bürokratları gerçekleri yalan yanlış beyanatlarla çarpıtıyor. Alevi toplumu ve Alevi kurumları Aleviliği AKP’nin oluşturduğu “Din Dersinden” öğrenmeyeceğini bilecek kadar ariftir. Genel Müdürün şu cümlesi bir telaşın ürünüdür. “Alevilik ve Sünnilik birbirinin alternatifi değildir. Birisi tasavvufi, birisi itikadi, bir biriyle mukayese edilemez.” Sizden başka kim Alevilik ile Sünniliği mukayese eti ki? Bizim böyle bir derdimiz yok. Bizim Yol Ulularımız “Herkesin inancı kendine mukaddes.” Diyerek tüm inançlara saygılı davranmışlar. Ama siz aynı saygıyı göstermek orda kalsın inkarcı davranıyorsunuz, Aleviliği yok sayıyorsunuz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Taksim AKP'ye meydan okudu |
1 Mayıs kutlamalarının kalbi Taksim Meydanı yüz binleri bulan görkemli bir kitlenin AKP iktidarına ve sermayeye öfkesini yeni bir dünya özlemini ifade eden sloganlarla buluşturdu. Geçtiğimiz yıla göre daha kitlesel ve kararlı bir katılımın sergilendiği mitingin ruhunu en iyi yansıtan şey, 14.00'da tüm 1 Mayıs meydanları ile aynı anda atılan "Faşizme karşı omuz omuza" sloganıydı
Taksim'deki 1 Mayıs mitingi için Şişli, Şişhane ve Gümüşsuyu güzergahlarından yüz binler yürüdü. Kortejler kadar büyük bir bağımsız katılımın da gözlendiği mitingde kitle meydana sığmadı. Taksim Meydanı dolduğunda Şişli kolunun bir ucu hala Mecidiyeköy metro durağındaydı. Katılımcıların önemli bir bölümü kortejlere girmeden doğrudan alana yürümeyi tercih etti.
Sendikalar içinde DİSK Birleşik Metal İş meslek odaları içinde de TMMOB kitleselliği ile dikkat çekerken, mitingin en kalabalık kortejlerini Halkevleri, TKP, BDP, Halk Cephesi, ÖDP oluşturdu. DHF, Partizan ve ESP de kitlesel ve canlı kortejler arasındaydı.
Katılımcı yelpazesinin genişlediği ancak bağımsız ve parçalı kortejlerin geçtiğimiz yıla göre azaldığı gözlendi. Gençlik kortejleri içinde Öğrenci Kolektifleri ve Gençlik Muhalefeti kitlesellikleri ile öne çıkan gruplardı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Birlik, dayanışma, mücadele için yüz binler toplandı |
|
İstanbul’da Taksim’e akın eden yüz binlerce işçi ve emekçi, AKP Hükümetine yönelik sert eleştirilerini döviz ve pankartlara, sloganlarına yansıttı. Üç koldan yapılan yürüyüş boyunca mücadele ve dayanışma çağrıları yapıldı.
Şişli kolundan, DİSK, Sendikal Güç Birliği Platformu, Oyuncular Sendikası, direnişteki Hey Tekstil işçileri, Ruhi Su Dostlar Korosu, Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin taraftan grupları, ESP, Halk Cephesi, Köz, Kaldıraç, Partizan, Mücadele Birliği, DHF ve yöre dernekleri yürüdü. Şişhane kolunda KESK, HDK, Emek Partisi, BDP, ÖDP, UİD-DER, Feministler, LGBTT, Üniversite öğrencileri, ÖGD, TÖPG ve DSİP döviz ve pankartlarıyla yer aldı. TMMOB, TTB, TKP, Halkevleri, CHP ve İşçi Partisi ise Dolmabahçe kolundan alana girdiler. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İşte Dersim sürgün listesi |
|
TBMM’deki Dersim Komisyonu, 1937 – 1938’de bölgeden Türkiye’nin dört bir yanına sürgün edilenlerin listesini ortaya çıkardı. Toplam 32 ile 2.907 aileden, 14.411 kişi sürgün edildi.
TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesinde oluşturulan Dersim Alt Komisyonu, 1937 – 1938 yıllarındaki olaylarda bölgeden Türkiye’nin dört bir yanına sürgün edilenlerin listesini ortaya çıkardı. Listeye göre, toplam 32 il’e 2.907 aileden, 14.411 kişi sürgün edildi. Kişi sayısı itibariyle en çok sürgün edilen illerin başında Bursa yer aldı. 1.861 kişi Bursa’ya sürgün edilirken, ikinci sırayı 1.264 kişi ile Konya, üçüncü sırayı ise 1087 kişi ile Balıkesir aldı. Dersim Alt Komisyonu, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün gönderdiği binlerce belgenin tasnifini yaparken, 1937-38 Dersim katliamının ardından bölge halkının başta Marmara ve Ege bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok yerine sürgün edildiğini gösteren bir belgeye ulaştı. Konya’ya 212 aile, Balıkesir’e ise 240 aile gönderildi. Dördüncü sırada ise 248 aile ile bin 15 kişilik sürgün sayısıyla Manisa yer aldı. Manisa’yı Aydın, Bilecik, Çankırı, Denizli ve Eskişehir izledi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Başbakan Bektaşi Dergahları için de konuşacak mı? |
|
Başbakan ve “taife-i Başbakan” karşılarında ciddi güç görmediklerinden olsa gerek, sürekli olarak kendilerine göre gündem yaratıyorlar. En rahat gündemleri de “din, iman” oluyor. Konu din, iman, cami olunca, hem karşılarına kimse çıkmaya cesaret edemiyor, çıkanlar da önce “vallahi billahi biz de hakiki Müslümanız” diye salavat getirdikten sonra ne söyledikleri belli bile olmayacak şekilde konuşuyorlar. Duyan-eden sanacak ki, bu toprakların en büyük zulmünü siyasal islamcılar görmüş! Sessizlik de sanki bunu doğruluyor gibi… Akademisyenler sessiz. Tarihçiler sessiz. Konuya vakıf olanlar sessiz… Örneğin, tarih deyince “her konuda” konuşan Hallacoğlu bu konuda konuşmuyor. Ilber Ortaylı konuşmuyor. Televizyonlardaki tarih programları bu konuyu konusmuyor… Hadi Islam ve zulüm tartışmasına girmeyelim, babası katledilen Zeynep Altıok’u hem de mecliste sigaya çekmeye calışan AKP’li Oya Arolat’un derhal özür dilemesi gerektiği tartışmasına da girmeyelim ama hiç değilse çıkıp ”yeter, bu kadar da olmaz” diyelim. Yalnızca “kendine Müslüman” olanlar zulümden bahsediyorlar ya, örneğin Yeniçeriler konusuna çok ciddi araştırmalara imza atmış olan AKP’li Reha Camuroğlu çıkıp Genel Başkanı Erdogan’a “hop ne oluyoruz” dese ne olur biliyor musunuz, gündem degişir! |
|
Devamını oku...
|
|
|
PSAKD:"Seçmeli Kuranı Kerim" ve "Seçmeli Hz. Muhammed'in Hayatı" dersleri ile ne amaçlanıyor. |
|
Basına ve Kamuoyuna AKP Hükümeti “Seçmeli Kuranı Kerim” ve “Seçmeli Hz. Muhammed’in Hayatı” dersleri ile neyi amaçlamıştır? AKP Hükümeti Türkiye’nin toplumsal, kültürel, inançsal sorunlarını çözme bahanesi ile inkarcılık ve asimilasyonun AKP versiyonunu uyguluyor. 2009 Yılında uygulamaya konan “AKP açılımları” etnik ve inançsal farklılıkların inkarı ve “asimilasyonun devam ettirilmesi” ile sonuçlanmıştır. “Alevi açılımı” 13 Mart 2012 günü mahkemenin Madımak katilleri için verdiği “Zaman aşımı kararı” ile sonuçlanmıştır. “Zaman aşımı” kararı ile yetinmeyen AKP Hükümeti üzerimize saldığı polis marifetiyle “Gaz bombası” kullanarak yeni bir katliam denemsi yapmıştır. AKP Hükümeti hangi sorunla ilgili “Açılım” yaptıysa o sorun içinden çıkılmaz kör düğüme dönüşmüştür. Bu sonuç da gösteriyor ki AKP Hükümeti Türkiye’nin sorunlarını çözmek, farklılıkları kabul etmek yerine “Çözüm üretiyormuş gibi” yaparak Siyasal İslam’ı kurumlaştırmayı temel amaç ediniyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
PSAKD'den 1 Mayıs Çağrısı |
1 Mayıs Bütün dünyada işçi ve emekçiler tarafından “İşçi ve Emek Bayramı” olarak kutlanmaktadır. İşsizlik, yoksulluk ve emek sömürüsünün katmerli hale geldiği günümüzde devletin ve AKP Hükümetinin geleneksel politikaları emekçi sınıflara nefes aldırmıyor.
İnsanı içinde yaşadığı doğanın, toplumun ve yaşamsal değerlerlerin ürünü olarak gören Pir Sultan Abdal Kültür Derneği emeği yapan ve yaratan bir değer olarak görür.
Bu anlamda, Genel Yönetim Kurulumuz 14 Nisan 2012 tarihinde yaptığı toplantıda şubelerimizin bulunduğu il ve ilçelerde işçi ve emek örgütleri öncülüğünde kutlanacak 1 Mayıs İşçi Bayramı’na etkin ve kitlesel katılma kararı almıştır.
Derneğimiz 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına merkezi olarak İstanbul’da katılacaktır.
1 Mayıs İşçi Bayramı işçi ve emekçilere, ezilen yoksul halklara kutlu olsun.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GENEL YÖNETİM KURULU |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tiyatro, dizi ve sinema oyuncularından oluşan bir grup, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda alınan kararları protesto için Galatasaray'dan Tünel'e, ardından Taksim Meydanı'na yürüdüler. Galatasaray Lisesi önünde ''Korkuya Karşı Özgür Tiyatro'' pankartı ardından toplanan gruptakiler adına açıklama yapan Engin Alkan, Şehir Tiyatroları'nda yapılan değişikliklerle sanatın içinden sanatçının kovulduğunu belirterek, çok sesliliğinin önemine işaret etti. Muhafazakar sanat gibi söylemlerin demokratikleşme diye sunulduğuna değinen Alkan, sanatsal yaratının siyasi iradeye teslim edilemeyeceğini söyledi. Dayatılan yeni yönetmeliğe karşı hukuki haklarını arayacaklarını ve 100 yıllık Şehir Tiyatrosu mirasını her zeminde arayacaklarını belirten Alkan, ''Ustalarımıza, İstanbul seyircisine ve gelecek kuşaklara karşı üstlendiğimiz bu sorumluluğu ülkemizdeki ve dünyadaki tüm sanat emekçileriyle paylaşıyoruz. Hedefimiz çağ dışı yönetmelik dayatmaları yerine, çağdaş ve özerk bir Şehir Tiyatroları Yasası'dır'' diye konuştu. Yürüyüşe CHP Milletvekili Çetin Soysal'ın da aralarında bulunduğu bir grup partili ile Halil Ergün, Genco Erkal, Fikret Kuşkan, Altan Erkekli, Zeliha Berksoy, Rutkay Aziz, Tarık Akan, Enver Aysever, Berkun Oya, Meltem Cumbul, Hasibe Eren, Sevinç Erbulak, Füsun Erbulak, Levent Tülek, Mustafa Alabora, Memet Ali Alabora gibi birçok sanatçı katıldı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Hacıbektaş dönüşü yaşamını yitiren canlar anıldı. |
|
18 Ağustos 2002 yılında Hacıbektaş dönüşü trafik kazasında kaybettiğimiz 39 canımızın anısına 22 Nisan Pazar günü saat 12.00'da yüzüncü yıl mevkiinde bulunan HBVAKV (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı) Adana cemevin de düzenlemiş olduğumuz anma yemeğimize 1000'e yakın canımız katıldı.
Anma yemeğimizde Pir Sultan Abdal kültür derneği Adana Şube başkanımız Mikdat Öztürk açılış konuşmasında salonu selamladıktan sonra bu yemeğin kaybettiğimiz canlarımızın aileleriyle yakınlaşmaya alevi kurumlarıyla da birlikte hareket etmeye vesile olmasını dileyip mevcut cemevi inşaatına emeği geçen herkese teşekkür ederken bitmeyen inşaat içinde imkânı olan canları katkı sunmaya çağırdı. Sözlerini bir olalım iri olalım diri olalım diye bitirdikten sonra program içinde yer alan 39 canımızın anısına hazırlanan 35. dakikalık Sine vizyon gösterisiyle şiirlerle devam eden anma yemeğimiz söylenen deyişlerle saat 15.30 sona erdi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
PSAKD : 97 Yıldır Kanayan Yara... |
|
Basına ve Kamuoyuna 97 Yıldır Kanayan Yara… Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim halklarından Ermenilere 1915 Yılında İttihat ve Terakki zihniyetinin “Tedip, tenkil, tehcir” politikası ile tarifi mümkün olmayan acılar yaşatıldı. Günümüzde inkar, nefret, şiddet ekseninde İttihatçılığı sürdüren zihniyetin gerçekleri örtbas etme ve bilgi kirliliği yaratma çabaları devam ediyor. Türkiye’de yaşayan halkların ve inanç gruplarının hak ve özgürlükleri söz konusu olunca, ağız birliği eden iktidar ve muhalefet “Tarihi tarihçilere” bıraka dursun; etnik ve inançsal kimliğimiz ne olursa olsun Ermeni Halkı’nın yaşadığı katliamları ve tarifsiz acıları görmek, anlamak gibi insani bir görevle karşı karşıyayız. Görmek ve anlamak farkındalığı, farkındalık insan olmayı, insan olmak ise “Tarihi tarihçilere” bırakmak yerine bilimin, siyasetin ve demokrasi bilincinin verileri ile çözüm üretmeyi getirecektir. Bu anlamda Türkiye, ABD ve Avrupa’da ikide bir de Ermeni Halkı’nın acılarını kirli politikalara alet etmek “Tedip, tenkil ve tehcirin” bir başka biçimde sürdürülmesinden başka bir şey değildir. Ermeni Halkı’nın yaşadığı katliam ve acılar ne “Özür” ne de “Tarihçilerin gayretli çalışması” ile giderilebilir! |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bağlama seçmeli ders olabilir mi? |
|
Anlaşılan o ki, 50 bin öğrencinin YGS’de sıfır çekmesi hükümeti pek ilgilendirmiyor. Onların derdi varsa yoksa okullarda daha dini bir eğitimin verilmesini sağlayarak “dindar bir gençliğin” arzı endam etmesi. Hani bugüne kadar hem Türkiye’de hem de İslam dünyasında örneklerini bilmesek, neredeyse dini eğitimin her şeyi çözeceğine inanacağız… “Din eğitimi öne çıksın, gerisi önemli değil” yaklaşımı içinde olanlar, olası itirazları ortadan kaldırmak veya boşa düşürmek için akla gelebilecek her konuda seçmeli dersten bahsedince artık ortalık seçmeli dersten geçilmiyor. Üstelik öyle bir hava yaratılıyor ki, sanki eğitimde yasağa dair ne varsa kalkacak ve her toplumsal grubun ihtiyacına cevap verilecek… Din dersi elde var bir, sonra Kuran Kursu, Hz. Peygamberin Hayatı, Hıristiyanlık, Alevilik, Osmanlıca, Kürtçe, Arapça, Saz ve hatta Semah seçmeli ders olacak! Bu kadar “seçmeli ders” varken, niye kaldırıldığı pek anlaşılmasa da “Milli Güvenlik Bilgisi Dersi” yerine önerilen dersler ise kulağa da çok hoş geliyor: “Demokrasi ve İnsan Hakları, Yönetim Bilimi, Sanat Tarihi”… |
|
Devamını oku...
|
|
|
PSAKD : Ulusal Egemenlik nedir? Çocuk Bayramı nedir? |
|
Basına ve Kamuoyuna “Ulusal Egemenlik” nedir? “Çocuk Bayramı” nedir? “Bu gün 23 Nisan” Türkiye’de yapay bir “neşe” yaşanıyor! İnkar, nefret ve şiddetin yarattığı acılar yapay neşeyi fazlasıyla aşacak boyuttadır. 1920 Yılından beri topluma ezberletilen “Ulusal Egemenlik” sloganı iddia edildiği gibi “Ümmetin yerine milleti, kulun yerine yurttaşı ikame eden” demokratik sistemi kurmamıştır. “Ulusal egemenlik” sloganı inkara dayalı Türk/İslamcılık zihniyetini Türkiye toplumuna dayatan ve bu dayatmanın kalıcılaşması için nefret ve şiddet üreten bir sistemdir. Bu gün kutsiyet atfedilen “Ulusal Egemenlik” kavramı 23 Nisan 1920’de TBMM’nin oluşum amacı ve nedeni ile örtüşen bir sonuç değildir. Çünkü 1920’de oluşan TBMM Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısını dikkate alan ve bu doğrultuda oluşan bir TBMM’dir. Ancak 1924 Anayasası ve sonrasında yapılan yasal düzenlemeler Türkiye’de tekçi, inkarcı bir sistemi oluşturmak için tarifi mümkün olmayan acıların yaşanmasına yol açmıştır. Baskı, zulüm, İnkar, asimilasyon, sürgün, katliam… (Tedip, tenkil, tehcir) tekçi, inkarcı sistemin oluşturulmasında yegane yöntem olarak kullanılmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 41 Toplam: 12150 | |